HAKİMLERİN SORUMLULUĞU

HAKİMLERİN SORUMLULUĞU

Hakim, adaleti sağlamak üzere mahkeme içerisinde görev alan ve karar verme konusunda yetkilendirilmiş kişidir. Hakim, toplumun hukuk kuralları ve prensiplerine dayanarak bağımsız ve tarafsız olarak karar vermelidir.

Hakimlik, idari hakimlik ve adli hakimlik olmak üzere ikiye ayrılır. Adli yargı hakimlerinin hukuk fakültesi diplomaları olmaları zorunludur. Adli yargı hakimlerinin seçimi sınavla ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılır. Ardından Yazılı ve mülakat sınavını geçen hakim adaylarına Türkiye Adalet Akademisi ve mahkeme stajlarını başarıyla tamamladıkları takdirde hakim unvanı verilmektedir.

Daha önce de bahsedildiği gibi hakimler, yargı erkinin karar veren organıdırlar. Hakimlerin yargılama görevlerini yerine getirirken ve bunun dışındaki idari görevlerini yerine getirirken uyması gereken bazı yükümlülükleri ve sorumlulukları bulunmaktadır.

Türk Hukuk sisteminde hakimlerin sorumluluğu üç farklı şekilde düzenlenmiştir. Bu sorumluluklar hukuki, disiplin ve cezai sorumluluk alanlarındadır.

Disiplin sorumluluğu 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 62 ve 81. Maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Hakimlerin ceza sorumluluklarına ilişkin hükümler 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82 ve 98. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Hakimlerin hukuki sorumlulukları ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46 ve 49. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 138. Maddesine göre,

“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. 

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. 

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

Görüldüğü üzere hakimlerin bağımsızlığı Anayasada da açıkça hüküm altına alınmıştır.

Bunlar dışında hakimin yargılamanın hukuka uygun ve hakkaniyetli bir biçimde devam edebilmesi için bazı yükümlülükleri vardır.

  1. Hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü vardır.

İlgili bu ödev 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. Maddesinde hakimin davayı aydınlatma ödevi başlığı ile açıkça düzenlenmiştir. İlgili bu maddeye göre,

“Hâkimin davayı aydınlatma ödevi

MADDE 31- (1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir.”

İlgili maddeden de anlaşılacağı üzere hakime yüklenen bu ödev, tarafların sunduğu vakıaların aydınlatılması ile sınırlıdır. Hakim, tarafların sunmadığı vakıalar hakkında delil gösterilmesini talep edemez.

Davanın taraflarının mahkemeye sunduğu dava malzemeleri bazı durumlarda maddi veya hukuki açıdan eksik, belirsiz ve aydınlatılmaya muhtaç olabilir. İlgili bu durum, davanın akışını zorlaştırabilir ve hakimin vereceği hükmün doğruluğunu etkileyebilir. Bu gibi durumlar için Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. Maddesine göre, hakim taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir veya delil gösterilmesini isteyebilir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin ilgili kararına göre,

“…Davacı eldeki dava ile davalılardan satın aldığı dairenin ayıplı ve geç teslim edildiğini ileri sürerek ayıp oranında bedelde indirim ve kira tazminatı talep etmiştir. davalılar davanın reddini dilemiş; Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; dava dilekçesinde dava değeri 10.000,00 TL olarak gösterilmesine rağmen ne kadarının kira tazminatı ne kadarının ayıp oranında bedel indirimi karşılığı olarak istenildiği gösterilmediği gibi mahkemece, davacıya bu yönde bir açıklama da yaptırılmamıştır. HMK’nın 26/1. maddesinde “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” ve yine Hakimin davayı aydınlatma ödevi başlıklı HMK’nın 31/1. maddesinde “Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir.” düzenlemesi mevcuttur. HMK 119/ğ. maddesinde de talep sonucunun açık bir şekilde yazılması gerektiğine değinilmiştir. Söz konusu düzenlemelere göre, hakim tarafından öncelikle davacının talep sonucu açıklattırılmalıdır. Mahkemece, 10.000,00 TL’lik dava değerinin hangi talep için ne miktarda olduğu açıklatılmaksızın hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…” (2015/43240 E.  2018/7752 K.)

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne göre,

6100 sayılı HMK’nın “Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi” başlıklı 31/1. maddesi “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 297/2. maddesinde ise; “hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” denilmektedir. Davacılar dava dilekçesi ile meydana gelen trafik kazasında bir kısım yakınlarının öldüğünü ve yaralandığını, keza kendilerinin de aynı trafik kazasında yaralandığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuş olmakla birlikte söz konusu yaralanmalar ve ölümler nedeniyle hangi davacının ne miktarda tazminat talep ettiği hususu açık değildir. Şu durumda, davacıların kendi ve yakınlarının yaralanmaları, ayrıca yakınlarının vefatı nedeniyle talep ettikleri manevi tazminat miktarları mahkemece ayrı ayrı açıklattırılarak, bu açıklamaya göre hükmedilecek manevi tazminat miktarlarının tayin ve tespit edilmesi gerekirken, söz konusu talepler açıklattırılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmemektedir. Kararın açıklanan nedenle davacılar yararına bozulması gerekir.” (2020/1075 E. 2020/4067 K.)

  1. Hakim, usul ekonomisi ilkesi gereğince yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamalıdır.

Hakimin ilgili bu sorumluluğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. Maddesinde usul ekonomisi ilkesi başlığı ile düzenlenmiştir. İlgili bu maddeye göre,

“Usul ekonomisi ilkesi

MADDE 30- (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

Usul ekonomisi ilkesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. Maddesi ile düzenlenmiş olup bu madde ile uyuşmazlıkların en az giderle, en makul sürede ve en az emekle çözümü amaçlanmıştır. Bu madde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesindeki adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilgilidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre,

“…Yargılamanın makul emek harcanarak ve masraf yapılarak, makul sürede tamamlanması anlamına gelen usul ekonomisi ilkesi(HMK. Mad. 30) temelini Anayasası’nın 141. maddesinin 4. fıkrasında almakta olup, bütün yargılama kollarını bağlayıcı şekilde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” şeklinde düzenlenmektedir Usul ekonomisi bakımından belirtilen ve iş yargılamasına özgü olan “çabukluk” unsurunun amacı adaletin, hakkın bir an önce yerinin bulunmasının sağlanmasıdır. Bir uyuşmazlık bir dava ile mahkeme önüne getirildikten sonra artık kamu yararı alanına girmiş sayılır. Davanın çabuk bir şekilde görülmesinde tarafların olduğu kadar toplumun da yararı vardır. Bu nedenle hakim, davayı mümkün olduğu kadar çabuk, düzenli ve ekonomik bir şekilde sonuçlandırmakla yükümlüdür…” (2016/2702 E. 2020/1018 K.)

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’ne göre,

“…Dava, davalılarca ödenmeyen alacakların tahsili istemine ilişkindir. Davacı davalı kardeşinin ve davalı yeğenin borçlu olduğunu ileri sürmektedir. Dava dilekçesinde borcun nedenlerinin farklı gösterildiği hususunda çekişme yoktur. Mahkemece bu kapsamda ihtiyari veya zorunlu dava arkadaşı olmayan davalılar hakkında ayrı ayrı dava açılması gerektiği belirtilerek davanın usulden reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeler Kanunu’nun 30. maddesinde Usul Ekonomisi İlkesi düzenlenmiş olup, maddede Hâkim’in yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Mahkemece talepler davacıya açıklattırılıp daha sonra dosya tefrik edilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, usul ekonomisine aykırı şekilde davanın usulden reddine karar vermek usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…” (2015/15133 E. 2017/7445 K.)

  1. Hakim, yargılama düzeninin bozulmaması için tedbirler almalıdır.

Hakimin ilgili bu sorumluluğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 32. Maddesinde yargılamanın sevk ve idaresi başlığı ile düzenlenmiştir. İlgili bu maddeye göre,

“Yargılamanın sevk ve idaresi

MADDE 32- (1) Yargılamayı, hâkim sevk ve idare eder; yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alır. 

(2) Okunamayan veya uygunsuz yahut ilgisiz olan dilekçenin yeniden düzenlenmesi için uygun bir süre verilir ve bu dilekçe dosyada kalır. Verilen süre içinde yeni bir dilekçe düzenlenmezse, tekrar süre verilemez.”

Hakimin bu yükümlülüğü gerek maddi hukuk gerek şekli hukuka ilişkin yargılamanın sevk ve idaresini sağlaması amacıyla düzenlenmiştir. Hakim yargılama düzeninin sağlanması için gerekli önlemleri almalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre,

“Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsuru, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi”dir. Bu değerlendirmenin de karar gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK’nın gerekçesi m. 32). Yargılama bakımından, sadece bir tarafın dinlenip diğerinin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukukî dinlenilme hakkı doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir.” (2017/1575 E. 2018/672 K.)

  1. Verilen kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmelidir.

İlgili bu duruma Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kapsamında düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre,

“Hukuki dinlenilme hakkı

MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. 

(2) Bu hak;

  1. a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
  2. b) Açıklama ve ispat hakkını,
  3. c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.”

Uyuşmazlığın tarafları, yargılama ile ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanmalıdır.

Tarafların iddia ve savunmaları tam olarak dikkate alıp değerlendirilmelidir ve bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir. Eksik, şekli ve görünüşte gerekçe yazılması, bu hakkın ihlali sonucunu doğurması kaçınılmazdır.

Hakim, her iki tarafın iddia ve savunmaları ile delillerini değerlendirip, hangi maddi ve hukuki sebeplerle karar verdiklerini gerekçelerine yansıtmak zorundadır.

Aynı zamanda Anayasa’nın 141/3. Maddesine göre,

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne göre,

“…Anayasanın 141/3. maddesi “bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” buyurucu hükmünü içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasının 3. bendine göre; mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi hukuki dinlenilme hakkının da bir gereğidir (HMK m. 27-(l)-c)….” (2016/21686 E. 2018/9343 K.)